
FATİH CAMİİ İMAMINA
BIÇAKLI SALDIRI ÜZERİNE…
Hasan Külünk
Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyetine Türk devletine yüklenen tarihi misyon “Asr-ı Saadetten günümüze” Kur’an ve Hadise dayalı doğru İslâmın temsil ve korunup yayılmasıdır. Devlet “doğru islâmı” öğretmezse her istihbarat teşkilatı bir sapık kol üretir.
Tarih boyunca Türkler doğru islâmı Devlet eliyle öğretmiş yaşatmış ve korumuştur. Türklerin evrensel medeniyet inşaa etmesindeki güç de bir bakıma buradan gelmektedir. Cumhuriyet de Diyanet İşleri Başkanlığı kanununu hazırlarken bu gerçeği esas almış, (Diyanet İşleri Başkanı için “manevi genel kurmay başkanımız” tanımlamasını kullanmıştır) tercihini doğru İslam’dan yana ortaya koymuştur.
İslâm coğrafyasında Haşhaşilikten bahailiğe, İsmailîlikten Vahhabiliğe tüm tartışmalı akımların arkasında batılı misyon merkezlerini görüyoruz. Hepsinin ortak tavrı Türk devlet aklının olgunlaştırdığı Alemşumul İslam medeniyeti yürüyüşüne muhalif hatta düşmanca tavır koymak olmuştur.
Mevzi savaşları ile geçen yüz yıl boyunca, gerek git gellerimiz gerekse çeşitli tehdit ve öncelik tartışmalarımız bizi zor bir alana savurmuş, bir çok sapık yapıların sahnede yer alması ve fitne tohumlarını canlı tutmasına fırsat vermiştir.
Sonuç olarak görünen odur ki; Devlet doğru İslam’ı anlatmak öğretmek yaşatmak ve savunmakla mükelleftir. Bilhassa dış istihbarat teşkilâtları ve onların kontrolündeki enstitüler üzerinden üretilen “sapık ve tehlikeli cereyanlar” en üst seviyede bir istihbarat taarruzu başlığında takip ve enterne edilmelidir.