
Dünya Gündemindeki İsrail -2-
“…1980’lerdeki dünyaya baktığımız zaman ilimde, sanatta, kültürde, siyasette, hukukta, estetikte, idarede, velhasıl hemen her sahada yahudi ideolojisinin ifade edildiği, yorumlandığı çizgileri görebilmekteyiz. Bu çizgiler elbette ki Yahudi nüfûz ve tesirinin göstergeleridir. “Nüfûz”un nihaî tesirleri ise şüphesiz askerî alanda görülür. Nitekim bugün Yahudiliğin dünya ölçüsündeki etkinliğinin – Lübnan istilâsı ve bu işgal karşısında dünya milletlerinin ve beynelmilel kuruluşların aldığı pasif tavırla- ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiği apaçık görülmüştür.”
ALİ UĞUR
“Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?”
Önce aziz kardeşim Yesevizade’nin son kitabına ad olarak seçtiği bu soruya cevap verilmelidir.
Sadece gösterilene bakmağa alışan gözler, kendisine gösterilmeyeni, gösterilmek istenmeyeni de arayıp bulmağa, bakışlarını “GÖRME”nin kendisine acı da olsa vereceği zevkle beraber, insan ve müslüman olma şuurunu yakalamağa çevirmelidir. Sadece düşünen, gören veya görmek isteyen insanların değil; bizatîhi “DÜŞÜNCE”nin ve “görüş”ün dahi uzak ufuklarda kaybolmağa yüz tuttuğu bir ortamda bu soru başlı başına bir “şahsiyet” ölçüsünü taşımaktadır.
Çünkü bu soru; içinde “nasıl yaşıyoruz” ve “ nasıl bir dünyada nasıl yaşamalıyız” gibi temel ve inkilâpçı düşünce parıltılarını yansıtmaktadır. Sadece bu soruyu sorabilmek dahi bugün fizik, psişik ve zihni dünyamızı karartmağa çalışan ahlâk, namus ve vicdan fukarası siyon gardiyanlarının farkına varmak demektir.
Yesevizade kitabının ilk satırlarında şöyle diyor:
“Günümüz dünyası, yaşadığımız dünya nasıl bir dünyadır? Bu dünyada biz Müslümanların mevkîi nedir, dünyanın meseleleri nelerdir? Dünyanın gidişâtını kimler tayin etmektedir?” Ve ilave ediyor: “Bunları bileceğiz ki dünyayı değiştirmenin yolunu da bulalım.”
Evet, tedavinin ilk şartı doğru teşhis, ikinci şartı doğru ilâç ve üçüncü şartı da doğru tedavi. Onun için dünyamızın her sahadaki umûmi rahatsızlığının müsebbibi olan mikrobun mahiyetini doğru olarak teşhis etmek mecburiyetindeyiz. Yesevizade bu mikrobun tevlit ettiği marazların fotoğraflarını çekmiş ve hepsinin altlarına adını yazmış. Biz de gördük ki, hastalıkları meydana getiren mikroplar “ben yahudiyim” diye adeta bağırıyorlar.
Fakat ne yazık ki, bir insan vücuduyla temsil ettiğimiz bu dünya; ölçülerin ölçüsü olan “ KENDİNİ BİL” ölçüsünden kaçıyor. Erzurumlu İsmail Hakkı Hazretlerinin “zübde-i kâinat” dediği insan, nazarlarını arasıra da olsa kendi derûnuna tevcih etmeyi unutmuş, orijinal şahsiyetine yakışmayan bir hedonizm (zevkperestlik) içinde aşağı kategorilere doğru yuvarlanmaya başlamıştır. Halbuki hastalığının başlangıcı , onu bu hale getiren fikir ve ruh cephesindeki noksanlığıdır. İdeoloji planındaki yanlışları ve eksiklikleridir. Binaenaleyh işe “ideoloji”den başlamak gerekmektedir. Çünkü fikirlerin ve bu fikirlerden neşet eden ferdî, içtimaî ve fizikî tezahürlerin ilk kaynağı ideolojidir. Ve bu tezahürlerde ideolojik yorumların çizgileri mevcuttur.
…………………………………………………………………………
Milletimiz bilhassa son yüzeli senedir Yahudilikten gördüğü zarar ve hıyaneti başka hiçbir millet ve zümreden görmemiştir. Birkaç asırdır Türk Milleti gizli-açık, büyük ve küçük ve her yönden Yahudi saldırılarına maruz kalmıştır. Bugün Filistin davası denen mesele dün, Osmanlı ile Yahudi arasındaki bir mesele değil miydi? O mukaddes toprakları teneke teneke altınlarla parsellemek isteyen Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa veya Çin değil, devletler içinde bir devlet olan Gizli Yahudi devletiydi.
Birinci Dünya Harbinde Filistine göç ettirilmiş olan Sarah Aransonlar, Suzi Libermanlar ve daha binlerce casus Türk ordusuna karşı İngilizler hesabına mı casusluk yapıyorlardı? Eğer onlar İngiliz ajanı idiyseler, savaş sonunda kaybettiğimiz Filistinde İngilterenin kurduğu “manda” idaresine karşı Yahudiler neden gerilla savaşı başlatmışlardır. Bu idare zamanında kurulmuş olan İRGUN teşkilâtının reisi bir süre önce ölen İsrail’in kralı pozundaki Begin, İngiliz ordusunun seçkin mensuplarını kaldıkları KİNG DAVİT OTELİ ile beraber neden havaya uçuruyordu?
Yahudilik Filistin’de (bir )İsrail devleti kurmadan önce çeşitli devletlerin bağrında (100) tane İsrail Devleti kurmuştu. İkinci Dünya Harbinden sonra Birleşmiş Milletler denilen Gayr-ı Resmi Dünya hükümetinin ekseriyetteki azaları Müslüman Ülkelerin arasında bir İsrail Devleti kurulsun diye parmaklarını kaldırmamışlar mıydı? Ve o parmaklar bugün masum Filistinli yavruların minicik gövdelerini delen birer süngü haline dönüşmediler mi?
Şimdiye kadar bu çetrefil ve belâlı meseleye karşı mücadele vermiş mahdut sayıdaki kalem ve siyaset erbabını, başta, II. Abdülhamit Han, Cevat Rıfat Atilhan ve Yaşar Kutluay başta olmak üzere rahmet ve minnetle anar, haleflerine de mücadeleleri esnasında boğuşmak mecburiyetinde kalacakları her çeşit güçlüğe karşı sabır ve metanet dilerim.