
HASAN KÜLÜNK’ÜN YENİ KİTABI
FIRTINADAN KALANLAR
Hasan Külünk Türkiye’nin zor zamanlarında, bir üniversite talebesi iken Türkiye’nin gerçekleriyle yüzyüze geldi. Gerçi lise yıllarında da bunu az veya çok görüyordu, fakat bu genç yaşında vatan savunmasında görev alması gerektiğinin şuuruna o yıllarda vardı. Çok büyük hadiseler yaşadı, cezaevlerinde yattı. Belki on yıllık bir mücadele hayatından sonra edindiği tecrübeleri milletine aktarmak için önce “ DEVLETLE HASBİHAL” adlı dört kitap yayınladı. Daha sonra ise o fırtınalı günleri de hatırlatan dört şiir kitabıyla ruhunu okuyucuya açtı. Kitapların isimleri Külünk’ün o günlerdeki ruh dünyasını da anlatıyor: “ Fırtınayla Gelenler, Gönlümün Fırtınası, Son Fırtına, Fırtınadan Kalanlar”.
Tedavi için, onun iki kardeşiyle beraber kurduğu ERDEM hastanesinde sohbet ederken yeni çıkacak kitabı için kendisi ve eserleri hakkında duygularımı anlatan bir giriş yazmamı teklif etti. Elbet, memnuniyetle kabul ettim. İşte o yazı:
Son şiir kitabı “FIRTINADAN KALANLAR” için Külünk bir önsöz yazmış. Gerçekten okunmaya değer bu yazıyı buraya almayı uygun gördüm:
HASAN KÜLÜNK’ÜN DÜNYASI
Sevgili kardeşimle tanıştığımız zaman genç ve atılgan biriydi. Türkiye karanlık yıllar yaşıyordu ve bu karanlık içinde gençler, devletin hangi sebeple olduğunu anlayamadığımız komünizm ve kürtçülükle yapmadığı mücadeleyi üslenmişlerdi. Türkiye’yi Sovyetlere bağlamak isteyenlerle, Doğu Anadolu’da uydu bir devlet kurmak isteyenler birleşmişler, bunu kabullenmeyen milliyetçilerin üzerine saldırıyorlardı. Milliyetçi gençlik, siyasî bir teşkilât olan M.H.P. bünyesinde toplandı, pek çok şehit verilerek bu tuzak bozuldu. Şimdi görüyoruz ki, devlet adamlarının gözleri nispeten açıldı, bu mücadeleyi devlet üzerine aldı. Sovyetleri yıkıma götüren, devleti idare edenlerin gözlerini açan işte bu milliyetçi, ülkücü, yılmayan, korkmayan, devletine sahip çıkan gençlerdir.
Hasan Külünk, doğuştan ve ailesinden gelen liderlik vasfıyla bu mücadelede hep ön safta oldu. Derneklerde görev aldı, her aldığı görevde başarılı oldu.
1977 yıllarında, mensubu olduğumuz siyasi partiyi, bizce onun misyonuna uymayan, İslâmı dejenere etmek isteyen bir tarikatın ele geçirmek istediğini hissettik. Bu konuda uzun süre, Türkiye ve Türklük için tehlike olan akımları bilen kültür adamlarıyla kapalı toplantılar yaptık. Bu toplantılarımızın en genç üyesi Hasan Külünk’tü. Sonunda Türk-İslamÜlküsünü tavizsiz savunacak, gençliğin ve milletin gözünü açıp, onlara yol gösterecek bir siyasî dergi çıkarmağa karar verdik. Karar verdik ama, derginin matbaa ve dağıtım işi çok zordu. Külünk hem yazı işleri müdürlüğünü, hem de bu işi gönüllü yüklendi. O zamanlar neşredilen dergilerin, teknik olarak en kalitelisini meydana getirdi. Belki Türkiye’yi defalarca dolaştı, yoruldum, bıktım demedi. Daha ilk sayısında büyük bir tiraja ulaşan, fakat fincancı katırlarını ürküten ÜLKÜCÜ KADRO dergisi, siyasî baskılar sebebiyle ancak 17 sayı yayınlanabildi. Fakat maksat hasıl olmuş, M.H.P.’yi ele geçirmek isteyenlerin ipliği pazara çıkmıştı. Fazla tutunamadan çekilip, kendi kubbelerinin altına sığındılar. Belki halâ fırsat bekliyorlardır(!).
Hasan Külünk, bu hengâme arasında okulunu bitirdi ve mühendis oldu. Askere yedek subay olarak gitti. Döndü, mesleğiyle ilgili bazı kurumlarda çalıştı. Daha sonraları doktor olan iki kardeşiyle şifa dağıtan hastaneler zincirini kurdu. O her çalışmasında başarılı oldu.
Hasan Külünk’ün üç sevdası vardır: Allah sevgisi, Ailesi ve vatan sevgisi. Bu meziyetler ona, tanıdığım zaman saygı duyduğum rahmetli babasından ve ailesinden mirastır. Bu konuda hiç şüphem yok.
YAZAR VE ŞAİRLİĞİ
Yazı hayatına amatörce Ülkücü Kadro dergisinde başladı diyebiliriz. Fakat hayatın zorlukları devam etmesine izin vermedi. Yıllar sonra, nispeten huzura kavuşunca, yazı ve şiir hayatına müthiş bir giriş yaptı. Zaten çok okuyan, hayat tecrübesi akranlarına göre çok ileride olan birisi idi. Bu birikim onun kısa sürede, hayat tecrübelerini aktardığı, okuyana çığırlar açan bilgiler, bir çeşit nasihat veren kitaplar yazmasına, her Türkün içinde olan şair ruhunun şiir olarak yazıya dökülmesine yol açtı.
KÜLÜNK’ÜN ŞİİRLERİ
Önce şiir nedir, onu bir tarif etmeğe çalışalım. Şöyle bir tarif doğru mudur acaba?: Şiir aklın ve ruhun bulunduğu noktadır. Şöyle de denir: Beynin ve kalbin buluştuğu bir mucizedir. Beyin, alınan bilgileri, görgüleri, tecrübeleri toplar ve şaire bunları sunar. Şair kalbine danışır; eğer onda hoş bir sıcaklık, bir rahatlama olursa şiir başarılmış demektir. Kalp umursamaz, sadece kan pompalarsa yazılan manzume, manzum yazı olur. Ben şiiri böyle düşünüyorum.
Bizim edebiyatımız Tanzimat’a kadar şiir edebiyatıdır dersek zannederim yanılmış olmayız. Hikâye ve roman o tarihlerden sonra, önce tercümeler, daha sonra telifler olarak hayatımıza girdi. Şiir ise halk ozanları vasıtası ile binlerce yıldır Türk insanın düşüncelerini, inançlarını arzu ve aşklarını günümüze kadar taşıdı. Hasan Külünk, bu zengin mirasın yeni bir temsilcisi olarak çıktı milletimizin önüne. Onda Allah, vatan, insan sevgisi, tabiata karşı hayranlık, tarihimize gururla bakış hep ön sıradadır. Elbette gittiği Mekke ve Medine’de kaleme aldığı şiirler onun duygularının yüksekliğini gösteriyor.
O bir İstanbul çocuğu. Çok küçükken gelmiş, ve İstanbul’a aşık olmuş. Hangimiz olmadık? Hepimiz biliriz: Yahya KEMÂL’de bir İstanbul aşığı idi:
“Sana dün bir tepeden baktım âziz İstanbul
Görmediğim, gezmediğim sevmediğim hiçbir yer”
Diye başlayan bir şiiri vardır. Külünk de İstanbul’u, ve gezdiği yerleri aynı heyecan ve aynı gurur ile şiirleştirmiş.
Şairlerin olmazsa olmazı AŞK’ı yazarken, Yunus’un Tapduk Emre’ye, Mevlâna’nın Tebriz’li Şems’e baktığı gibi bakmış ona.
Şiirlerinde bir tarza bağlı kalmamış. Bazıları klâsik Türk vezninde, bazıları serbest vezin, bazıları Cumhuriyet sonrası hece vezninde. Bazısı bir kıta ile ders veriyor, bazısı sizi alıp peygamberimizin huzuruna götürüyor…
Tanıdığım Hasan Külünk’ün burada durmayacağını biliyorum. O sanatını çok daha ileriye götürecek, Türk edebiyatında daha güzel bir noktaya gelecektir. Bana, onu sadece tebrik etmek düşer…
Türk Milliyetçilerine ve sıradan kitap meraklılarına, güzel yazı ve şiirler okumak isteyenlere korkmadan tavsiye edilecek Külünk’ün bu kitaplarını görmeden geçemeyiz.
“Şair olmak aşk dolu kocaman bir yürek gerektirir. Öyle bir yürek ki; içinde vatan, millet, din ve devlet sevgisi yığılmış kocaman sarayları olan, bir vadisinde anne, baba, evlât sevgisi, bir vadisinde her renkten dilden yaştan insan sevgisi, bir ufkunda çiçek, böcek, bir ufkunda sanat ve güzellik sevgisi harmanlanmış uçsuz bucaksız bir âlem. Şairin yüreğinde bütün güzellikler için sınırsız yer vardır ama kin, nefret, haset, kibir, riya için hiç yer yoktur.
Kocaman yürekli şairlerin yürekleri ne yazık ki cam gibidir. En ufak bir darbede tuz buz olur. Çok kırılgan olan şair yüreğinin ilacı yalnızlıktır. Yüreği kırılan şair kırgınlığını yalnızlık ikliminde unutmaya çalışır ve kaçar, kaçar, kaçar…
Kırgınlıktan yalnızlığa uzanan yolda şairler bazen de hırçınlaşır azgın dalgalara dönüşür, önüne ne gelirse yıkar geçer. Şairler zengin gönüllü insanlardır. Çoğu zaman o azgın fırtına bir bardak çayda veya bir tatlı tebessümde sakinleşir.
Sevdalarım, kırgınlıklarım, fırtınalar ve muhteşem sükûnet… Dolaştığım vadilerde gönlümden taşan kısa kısa duygular dostlarla paylaşılıyor bu kitapta…
Hasan KÜLÜNK”
ÖTELERDEN
Bir ses gelir ani, arşı âlâdan.
Kurtarır insanı nice belâdan,
Aç gözün dik kulağın çık gafletten,
Nasipse hidayet iner Hüda’dan.
Bir ses gelir huşuyla ötelerden,
Sarar korur cümle kötülüklerden,
Uzak dur delâletten hıyanetten,
Hayrihi şerrihi, duhul Ekber’den.
SUS GAYRI
Bir imansız mahkemeye düşmüşüm,
Hâkim belli değil, suç belli değil,
Sevene de dövene de küsmüşüm,
Savcı belli değil, güç belli değil.
Sapla saman birbirine karışmış,
Hilâl belli değil, haç belli değil,
Kurtla kuzu bir yalanda barışmış,
Saha belli değil, maç belli değil.
Feryat figân arş alâya ulaşmış,
Sultan belli değil taç belli değil,
Beyinlere deli dumrul bulaşmış,
Haraç belli değil baç* belli değil.
ÖZLENEN TÜRK
Bir güzel coğrafyanın bülbülleri,
Dua eder, şarkı söyler dilleri,
Yıllar işkenceye meyletse dahi,
Neşe tebessüm değişmez halleri.
Biz özledik o koskoca illeri,
Çiçekleri, bahçeleri, gülleri,
Rüyalar, hayaller belki de sahi,
Tunaları, Volgaları, Nilleri.
Sevgi şefkat ve muhabbet günleri,
Gönüllere aşk taşıyan selleri,
Gömleği hırkası kimliği âhî,
Hamdu sena ve şükretmek işleri.
*Baç: Zorla alınan vergi