
Politikanın içindeki Kıbrıs(*)
Babür Hüseyin Özbek
OLAYLAR GÖSTERDİ Kİ KIBRIS SORUNUNU TÜRKLÜK LEHİNE, KUVVETLİ BİR TÜRK HÜKÜMETİNDEN BAŞKA HİÇ BİR UNSUR ÇÖZEMEZ. ZİRA BU YARA KANAMAYA DEVAM EDERSE KANGREN OLABİLİR.
Sir Garnet WOLSELEY, 22 Temmuz 1878 akşamı HİMALAYA isimli bir gemi ile, ilk Kıbrıs Yüksek Komiseri olarak, İngilizler tarafından Larnaka’ya çıkarıldı. Adanın güney doğusunda bulunan bu şirin kasabaya 5 gün önce ise Malta’dan İngiliz deniz piyadeleri ve Hintli askerler çıkarılarak Larnaka kalesi işgâl edilmişti. (Ve Türk Vali henüz adada Osmanlı hazinesine ait malların ve vergi gelirlerinin tesbiti çalışmalarını yapıyordu)
Ertesi gün bir tören düzenlendi, Wolseley’in tayin emri okundu, Wolseley adanın yüksek komiseri ve Başkomutanı olarak and içti. Zamanın İngiliz kraliçesi Viktorya tarafından tesbit edilen prensipleri belirten bir de beyanname çıkardı. Bu törende bir konuşma yapan Rum Larnaka Piskoposu KYPRIANO *…biz inanıyoruz ki Büyük Britanya, Yedi adalar (lyonyan Adaları) gibi Kıbrıs’ın da Ana Vatan Yunanistan’a kavuşmasına yardım edecektir. Bu inançla hükümet değişikliğini kabul ediyoruz…» demişti. İşte Piskoposun bu sözleri ENOSİS hareketinin o tarih te bile adada mevcut olduğunu çok açık göstermektedir.
1925 yılında KIBRIS İngiltere’nin «TAÇ Sömürgesi» ilan edilmiştir. Adanın Doğu Akdeniz’deki hayati ehemmiyeti ve uzak doğuya atlama tahtası teşkil etmesi İngilizler tarafından iyi anlaşılmış, ünvanı da “Vali” olmuştur. Kıbrıs böylece 1960’a kadar bir İngiliz sömürgesi olmağa devam etti. Aradan geçen zaman Türkler aleyhine işledi. Türk nüfusu gün geçtikçe azaldı, malları mülkleri ellerinden alındı, o zamana kadar Türkiye Kıbrıs’ta bir Türk toplumu olduğunu, yaşaması gerektiğini Türkiye’nin güneyinden ilerde gelebilecek tehlikelerin neler olduğunu unutarak 1960’lara gelindi. 1960’da Londra va Zürih anlaşmalarıyle Bağımsız Kıbrıs Devleti kuruldu. İngiltere ise şimdi halen elinde tuttuğu biri bizimle hudut olan Dikelya ve diğeri tamamı Rum kesiminde kalan Ağrotur üslerine çekildi. 18 Ağustos 1960’da Kıbrıs Anayasası yürürlüğe girdi. Bu Anayasa hiç bir zaman işletilemedi, işletildi ise de daima Türk Toplumu aleyhine işledi.
1963, 1964 ve 1967 olaylarında hep Türk Toplumu ezildi, yok edilmek istendi. Türkiye’de büyük şehirlerdeki öğrenci gösterilerinde önceleri “Kıbrıs ilhak” daha sonra “ya taksim ya ölüm” ve arkasından yedi sene derin bir uyku. 15 Temmuz 1974 Samson Darbesi, Kıbrıs’ın tamamen Yunanistan’a ilhak edilmek istenmesi ve birinci, ikinci Kıbrıs Türk Barış Harekâtları.
Olaylar gösterdi ki Kıbrıs sorununu Türklük lehine, kuvvetli bir Türk Hükümetinden başka hiçbir unsur çözemez. Zira bu yara kanamaya devam ederse kangren olabilir. Dışişleri Bakanı Çaglayangil son demeçlerinde Türk Toplumunu Rumlarla birlikte geçici ortak bir hükümet kurmalarını öneriyor. Geçici ortak hükümet meseleyi halledebilir mi? Yetkililere soruyoruz:
1) Rumlar ENOSIS idaresi nasıl dengelenip yürütülecek?
2) Toplumların bu idarede katılma oranı yüzde kaç olacak?
3) Güneyde bulunan Rum göçmenleri Türk kesimine tekrar dönmek isteyecekler ve Rumlar bunda haklı olarak öyle ortak bir idarede diretecekler, döndükleri takdirde Türklerin durumu ne olur, nasıl bir çözüm problemi halleder?
4) Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri otomatikman çekilecek. Rum saldırıları başlayacak ve yoğunlaşacak. Aksi eşyanın tabiatına aykırı olur. (Anlaşmalarda belirtilse bile.) Öylebir anda zayıf bir Türk hükümeti işbaşında olursa ENOSİS gerçekleşmez mi?
5) Ekonomik potansiyel böyle bir anlaşmadan sonra eşit ve ortak paylaşılamayacağından kısa zamanda adada Rum ekonomik sömürüsü tekrar başlamaz mı?
Evet yetkililer bu sorulara kesinlikle ve doğru cevaplar vermelidir. Ki bizce yukarıdaki soruların doğru cevabı Ortak Hükümet, Türk Toplumu için Barış Harekatından önceki duruma tekrar dönmek demek olur yoksa durum şartların yarattığı Kıbrıs Fatihinin veya Makarios’un dediği gibi çözümlenemez.
Eğer Kıbrıs Türkleri bağımsızlıklarını ilan ederlerse veya Ada’nın Türk kesimini ilhak ederlerse “Çift ENOSİS olur” ve öyle bir durumda Ada’nın güneyinde kalan %65’lik kısım da Yunanistan’a ilhak olur diyorlar. Neden, niçin? Hayır bu görüş kesinlikle yanlıştır. Şimdi durum farklı mıdır? Yeşil Hat boyunca Türk ve Rum siperlerinde Kıbrıs’ın Barış Harekatı’ndan önceki bayrağı mı dalgalanmaktadır veya Kıbrıs’ta harekattan önceki Türk ve Rum toplumlarından oluşan askerler mi karşılıklı mevzilerde beklemektedir? Tabii ki yine hayır.
Yeşik Hat boyunca siperlerde bir tarafta Türk bayrağı, Türk Askeri karşısında Yunan Askeri var. Zaten şpu andaki durum Türkiye ve Yunanistan arasında pay edilmiştir. Birleşmiş Milletler, Barış Gücü, Toplumlar Arası Görüşmeler meselenin zahiri görüntüleridir. BM konuyu ilk ele aldığı 1954’den beri davaya hiçbir çözüm getirmemiş, karışıklık, çatışma ve Türk Katliamını engelleyememiştir. Barış Gücü, her hareket ve davranışı ile Ada’daki Türk varlığına karşıdır. (Fin Barış Gücü hariç KTFD’nin bugünkü başkanı sayun Rauf Denktaş meselenin ciddiyetini Türk Hükümetlerinden daha iyi anlamıştır, milliyetçidir, eğer yalnız bırakılmazsa Kıbrıs’ı Türk Devleti’ne kazandırabilir.
NETICE – Vakit geçirmeden Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilmeli, zamanın akışına uygun olarak da Türkiye’ye ilhak edilmelidir. Zaman her şeyi çok çabuk unutturuyor. Başka devletler ne der, Türkiye dünyada faşist olarak kınanamaz mı gibi boş düşünceler bırakılmalıdır. Çünkü Amerika Vietnam’da ne arıyordu, Rusya niçin Çekoslovakya’da, Macaristan’da? Ki bu ülkelerde o devletlerin hiçbir ferdi yaşamadığı halde. Kıbrıs Asırlardır Türk’tü, yine olmalı ve olacaktır. Hatırladığım kadarı ile “Kıbrıs Türk Ülkü Derneği”nin balkonunda şöyle bir yazı vardır: “ KIBRIS’IN TAMAMI TÜRKÜN OLANA KADAR MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ…”
_______