
İSTİKLAL YOLU

Asena Kınacı Moral
“Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı
Al sancağı teslim etti, Allaha ısmarladı”
Osmanlı Devleti ve Türk milleti karanlık günlerle yirminci yüzyıla girdi. Birinci Dünya Savaşı nedeniyle on yıldan fazla bir süre hiç durmadan dinlenmeden dünya devletleri ile savaşmak zorunda kalan Osmanlı Devleti, milleti ile birlikte maddi ve manevi olarak yorgun düşmüştü. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na birlikte katıldığı müttefik devletler yenildiği için 30 Ekim 1919’da imzalanan Mondros Mütarekesi ile savaşı yenilmiş olarak bitirirken onun için daha karanlık günler kapıdaydı.
İzmir 15 Mayıs 1919’da, Yunanlılar tarafından işgal edildi. 14 Mayıs 1919 gecesi Redd-i İlhak Cemiyeti bütün milli kuruluşlara telgraflar çekerek, 15 Mayıs’ta olacağı beklenen işgale karşı harekete geçmenin gerektiğini duyurmuştu. Osmanlı Hükümeti’nin, işgal sadece söylenti dediği ve işgalin olacağını kabul etmediği İzmir’in işgali söylentileri beklenilen gün gerçekleşti. Anadolu’nun dört yanından Sadaret Makamı’na İzmir’in işgalinin kaldırılması yolunda girişimlerde bulunulması için binlerce telgraf çekilmişti. İzmir’in işgaline karşı Türk milletinin işgale karşı duruşu, örgütlenmesi çekilen bu telgrafların sözcüklerinde gizliydi. Türk milleti Türk topraklarına yâd ayağı bastırmak istemiyordu. Türk milleti işgali kabul etmiyor, vatanı çiğneyen düşman ayağı sanki her Türk’ün evindeki seccadesini çiğniyordu. Telgraflardaki kurtulma ümidi son nefese son damla kana kadar düşmana karşı mücadele etmek töresinin Türk’ün kanında, canında, huyunda olduğunu vurguluyordu. Anadolu’dan Sadarete o gün çekilen telgraflar Türk milletinin bağımsızlık çığlığı olarak vatan evlatlarını ve Mustafa Kemal’i göreve çağırıyordu.
Yunan askerleri işgal sonrasında köylerimizi, kasabalarımızı yıktılar, camilerimizi yaktılar. İnsanlarımızı çoluk- çocuk, genç, yaşlı demeden öldürdüler. Kadınlarımıza tecavüz ettiler. Malımıza, mülkümüze el koydular. Bunun için Türk milleti düşmana karşı koymak ve vatan için bir şeyler yapmak istiyordu. İstanbul’dan teknelerle canları pahasına silah kaçıran yiğitlerimiz vardı. Düşmanın işgaline karşı mitingler düzenlendi. Çete teşkilatları ile düşmana baskın verildi. Türk milleti düşmana karşı elindeki taş, sopa, kazma, kürek ile mücadele etti. Türk milletinin tek amacı vardı, düşmandan kurtularak bağımsız olmak ve ay-yıldızlı al bayrağın vatan semalarında süzüle süzüle dalgalanmasını ilelebet görebilmek…
Ay-yıldızlı al bayrağın göklerde süzülmesini görebilmek için Karadeniz’den kırık dökük takalarla İnebolu’ya deniz yoluyla getirilen mühimmat İnebolu limanından her evden gönüllü olarak görevlendirilen Kastamonulu Çankırılı kadınlarımız tarafından kağnılarla cepheye taşınıyordu. Asker için gönderilen her türlü malzemeyi Türk milleti kendi varından yoğundan tedarik ediyordu. Bir lokmaları varsa bölüyorlar, bir çarıkları varsa ayaklarından çıkarıp askere veriyorlardı. Cephe için gerekli mühimmatlar Küre Dağları’nın zorlu şartlarında dik yamaçlardan geçirilerek, sık ağaçlar aşırılarak, yağmur- çamur demeden kar- tipi demeden, Eliflerin, Şerifelerin sarı öküzüyle Kastamonu’ya taşınıyordu. İşte bu yol istiklal yoluydu. Cepheye ordu için gerekli malzemeleri taşımak için bu uzun ve meşakkatli yolda olanlar da istiklal yolunun en gururlu yolcularıydı.
Cepheye gidecek merminin selametini kendi canından kıymetli gören Şerife’nin yürüdüğü Kastamonu yolları İstiklal yoludur. İstiklal yolu Batı Anadolu’da şahlanan Yörük Ali Efe’nin Yunan’a baskın verdiği ovalardır. Şahin Beyin Fransız’a vurgun verdiği fakat şehit düştüğü Elmalı Köprüsü’dür. Fransız’a Maraş’ı dar eden Sütçü İmam’ın Türk’ün namusunu çiğnetmediği sokaklardır. Tunceli’den Ankara’ya Diyap Ağa’nın yürüdüğü yollardır. İstiklal yolu, Hasan Tahsin’in Yunan ordusuna tek başına tek tabanca ile karşı durduğu güzel İzmir’in Kordon’u, Konak’ıdır. İstiklal yolu Samsun’dan Havza’ya Amasya, Erzurum, Sivas ve Ankara’ya Türk milleti tarafından yürünen meşakkatli yollardır. İstiklal yolu, Polatlı’dan İnönü’den, Sakarya’dan yürüyerek elinde bir tek çiftesiyle çarıksız ayaklarıyla düşmana taarruz ederek Yunan’ı İzmir sularına kadar kovalayan Mehmet’in, bir dağın sırtında dağ varmış gibi başka Mehmetleri de omuzlaya omuzlaya gittiği yoldur. İstiklal yolu Halime Çavuş’un vazifede kadın asker olarak şehitlikte Mehmetlerle yarıştığı yollardır. Hafız Selman İzbeli’nin Mehmetlerin giyecek, yiyecek ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanması için, bin yıl önceki Bacıyan-ı Rum ocağının ateşini tutuşturup ordumuz için topladığı yardımları Ankara’ya ulaştırdığı yollardır. Rahime Onbaşı’nın “Allah bana nusret verse (yardım etse), yalnız başıma düşmanı kırarım”, “Ölürsem şehit kalırsam gaziyim.” ve “Şehit olursam benim bedenimi gavura bırakmayın!” diyerek şehit düştüğü Osmaniye sokaklarıdır. Halide Onbaşı’nın “Toprağımızın üstünde şerefsiz yaşamaktansa, toprağın altında yatmayı şeref sayarız. Vatan mutlaka kurtulacaktır” haykırışındaki mitinglerde Süleymaniye Camisinin avlusudur. Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi’nin Atamızla kol kola yürüdüğü Dikmen sırtlarıdır. Balıkesir’de Zağonas Paşa Camisi, Ankara’da Hacı Bayram Veli Camisi, Kastamonu’da Nasrullah Paşa Camisinin minberinden “Hakkıdır Hakka tapan Milletimin istiklal!…” diye haykıran Mehmet Akif’in yolu İstiklal Yoludur.. Ve benim dedem Kör İbrahim’in –ki körlüğü gaziliktir- yürüdüğü Polatlı yoludur, Sakarya yoludur, Büyük Taarruz yoludur. Sonra milletçe -hep birlikte- düşmanı denize döktüğümüz İzmir yoludur.
Türk milleti İstiklal yolunda zor şartlarda ilerlerken Türk milletindeki bu cevheri ve sonsuz imanı gören biri daha vardı. Mehmet Akif… Mehmet Akif bu millete âşık vatan evladıydı. Bu milleti okudu, bu milleti yazdı. Bu milletle yola çıktı. Bu milletle İstiklal yolunda yürüdü. O bu milleti çok sevdi. O bu milletin ona verdiği gamı, derdi, tasayı da sevdi. Türk milletinin onun sırtına yüklediği mihneti de sevdi, külfeti de sevdi. O bu vatanı nimet saydı, yine sevdi.
Mehmet Akif tarafından yazılan Türk milletinin kurtuluşa olan imanını anlatan İstiklal Marşı- büyük destan- ilk meclisimizin bugün ki tarihi binasında 12 Mart 1921’de yüksek sesle okunarak ayakta tüm meclis tarafından alkışlanarak imanlı yüreklerle kabul edildi.
İstiklal Marşı Türk milleti için İstiklal yolunda yaşananlar nedeniyle yalnız bir şiir yalnız bir marş değildir. İstiklal Marşı her harfi ve her dizesi yaşanmış Türk milletinin kanıyla canıyla yoğrulmuş gerçek bir destandır. Bu destan yüzyıllar öncesinden bugüne atalarımızdan bize kalan Yaratılış-Türeyiş Destanı, Alper Tunga Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Manas Destanı gibi yüzyıllar sonra doğacak torunlarımıza emanet kalacaktır.
Bugünün çocukları ve gençleri İstiklal Marşı’nın, istiklal yolunun önemini kavramak için milli tarihi çok iyi bilmeli ve geçmişte istiklal için ödenen bedelleri okuyup anlayarak öğrenmelidir. Unutulmamalıdır ki; Kurtuluş Destanının yazıldığı İstiklal yolunda yaşananlar rüya değildi, hikâye değildi, masal değildi. Gerçekti. 15 Temmuz 2016 akşamı tankların önüne kendini siper edenler kadar gerçekti, bugündü, bizdi, bizdendi. İstiklal yolunu öğrenmeyen, bilmeyen, anlamayan tek patları ile Yunan ordusunun önüne duran Hasan Tahsin’in ruhunun Ömer’de dirildiğini anlayamaz. Göremez…15 Temmuz akşamı Kastamonulu Şerife’nin ruhunun Şerife Boz da dirildiğini bilemez. Ve Türk milleti için aydınlık günler olduğu gibi karanlık günler olabileceğini de göremez, bilemez. Bugünün ve yarının çocukları da o günlerde olduğu gibi varlık-yokluk; açlık-tokluk, ölüm-kalım savaşı vermek zorunda kalabilirler. İstiklal yolunu iyi bilenler yeniden dirilme günü geldiğinde bildikleri yolda meşaleler ellerinde İstiklali kaybetmeden İstiklal yolunda gururla yürümeyi bileceklerdir.