
Kemâl Çopuroğlu
Türk’ün özü demirdi, bu kutlu ocakta dövüldü, bükülmez çelik oldu; yağının kalbine hançer gibi saplandı, dolu dizgin giden kanatlı ak doru tayların üstündeki nice alplerin yayından fırlayan okların temreni de bu ocakta tav’a geldi, hedeflerini hiç ıskalamadan vurdu.
Nice çiğ gönüller bu ocakta pişti, Yesevî’den el almışların ateşi de hep bu ocaktan, bu dergâhtan yükseldi.
Ertuğrul Ata’nın Söğüt’te tutuşturduğu od da…
Evvel zamanda değil, ezel zamanın destanlar devrinde adsız kahramanlarca yakılan bu ocağın odu hiç sönmedi; Malazgirt’te, Konstantinopolis önlerinde, Çanakkale’de, Sakarya’da düşmanı kahredip yakan da hep bu ateşti…
Bu od bizi de yaktı ama düşmanı kahreden bir yakış gibi değil;Bir ülküye sevdâlananların Oğuz töresince, Kerem gibi yanışıydı bu.
Bir büyük Başbuğ’un, Ülkü Ocağı’nda yeniden harlandırdığı Türk milliyetçiliği ateşinin, Türk yurdunun ebedî varlığına kendisini adamış neferlerin gönüllerini yakışıydı bu.
Oğuz Kağan soyluların Kızılelma’ya rengini veren od kızıllığında yanışıydı bu.***
Töremizde Ocak,mukaddes varlığımız; dirliğimiz, birliğimiz, düzenimiz,evimiz, hânemiz,nâmusumuzdu!..
Güzel Türkçemin gül bahçesinde;“ata ocağı, baba ocağı”şeklindeki ifâde güzelliğiyle gönlüme demet demet uzatılan bir gonca gül, dilimde can bulandı.
“Ocağın, ocakların sönmesini” ise hayra alâmet görmeyen Türkçem, bu deyimle de bizlere “ölümü, bitişi, son’u ve dünyevî bir yok oluşu” hatırlatan bir kültürün doğurduğu dâhi bir çocuktu.***
Evet, uğruna nice ocakların söndüğü, coğrafyayı vatan kılanların şehâdet mertebesine eriştiği, her bir neferinin içerisinde piştiği bir “ocak” tan bahsediyoruz.
Batılı emperyalistler ve diğerleri, târih sahnesinde dün olduğu gibi bugün de “ocağımızı söndürme” heves ve gayreti içerisindeler. Gizli, kirli pazarlıkların yapıldığı ihânetpazarlarında saf tutan yerli işbirlikçiler; terör mahfilleri ve uzantısı fraklı figüranlar, maskeli hâinler birbirlerinin arkalarını kollamaktalar.Lâkin bu tiyatral metni yazan ve yönetenlerin, bize aba altından sopa gösterenlerin bilmedikleri bir şey var: Bu ocağı söndürmeye ne sizin gücünüz yeter ne de maşalarınızın!..
Çünkü târih, Türk’e kefen biçmeye kalkanların hezimet ve zilletlerinin anlatıldığı acı hatıralarla doludur.
Çünkü içerisindeki lavları kaynatan, volkanları patlatan odlardır bu ocağı kutlu kılan!..
Bu ocakta pişenlere selâm olsun!