
Bülent Vedat AYDEMİR
ÖNCELİĞİMİZ TÜRKLÜK
-2-
Durmuş Hocaoğlu “Milli mutabakat” başlıklı makalesinde “günümüz şartlarında en sağlıklı mutabakatın milli mutabakat olduğunu, günümüzün realitesinin millet olduğunu, toplumsal mutabakatın, en yüksek düzeyine ancak millet bazında ulaşılabileceğini” belirtir.
Hocaoğlu’na göre “milli mutabakat milli birlik ve bütünlüğün iradi ifadesi, milletin rızasıyla oluşturulmuş, toplumun bütününü kapsayan-kuşatan toplumsal bir sözleşmedir. Milli mutabakat Türkiye’nin “fiziksel varlığının” en sağlam teminatıdır… Milli mutabakat bir yandan, aktüel ve/veya potansiyel bölücü ve parçalayıcı fetret unsurlarının yok edilmesi ve diğer yandan da zaten mevcut olan milli dayanışmanın daha da yaygınlaştırılarak perçinleştirilmesi demektir.”
Durmuş Hocaoğlu Aktüel ve/veya potansiyel bölücü ve parçalayıcı “fetret unsurlarını” üç ana başlıkta toplamıştır. Bunlar;
1- Etnik fetret unsuru
2-Mezhebi fetret unsuru
3-İdeolojik fetret unsuru
Etnik fetret unsurunun en müşahhas şekli Siyasi Kürtçülüktür.
Mezhebi fetret unsuru ise Siyasi Aleviciliktir.
İdeolojik fetret unsuru ise Laiklik-İslamcılık gerilimidir.
Laiklik ve İslamcılığın birer ideoloji şekline dönüştürülmesi, gizli veya açık ihtilaflar yaşanmasına, bu ihtilafların bir çatışma istidadı da taşımasına yol açabileceği ortaya çıkmıştır…
Hâsılı birincisi Türk-Kürt çatışması, ikincisi bir Alevi-Sünni çatışması, üçüncüsü de bir Laikçi-İslamcı çatışması hâsıl edebilecek olan bu fetret kaynakları muhakkak kurutulmalıdır…
Türkiye’de Türk milleti vardır.
Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran millet, Türk milletidir.
Türkiye Türklerin ülkesidir.
Dolayısıyla da egemen üst kimlik/kültür bütün alt kültürleri de kuşatan Türk milli kimliği/kültürüdür.
Ortak değerlerimiz, asla birbirinden ayrılmayan kopmaz birlikteliğimiz Türklük ve Müslümanlıktır.
Türkiye bir milliyetler ve halklar mozaiği değildir. Milli bir vatandır.
Bir vatan birden fazla milleti kaldırmaz, birden fazla halkı kaldırmaz… (Milli Mutabakat, Köprü Dergisi, 1998, Sayı:62)
***
İskender Öksüz Hoca’ya göre millet ve milliyet gerçeğini reddeden, daha doğrusu Türk milletinin Türkiye’de egemen olmasından hoşlanmayan üç grup vardır, bunlar;
1- Solun Türklükle problemi olan, ırkçılığa (Siyasi Kürtçülüğe) yatkın veya emperyal politikalarca ikna edilmiş fraksiyonları.
2- Eskiden birinci grupta olup şimdi liberal olduğunu söyleyen ve yine emperyal politikalara paralel pozisyon alanlar.
3- Siyasi ümmetçilerdir.(Millet ve Milliyetçilik- Panama- 2016- S: 45)
Bu tespitler biz Türk milliyetçilerinin/Ülkücülerin yıllardır savunduğu Milli Birlik düşüncesinin özeti gibidir.
Güçlü bir devlet olabilmek için içeride milli birliğin sağlanmasının, milli birliğin önündeki engellerin bertaraf edilmesinin gerektiğini sürekli dile getirmişizdir.
Davamızı anlatırken, düşüncelerimizi savunurken, güncel siyasi sohbetlerde, tartışmalarda bulunurken hareket noktamız hep bu çerçevede olmuştur.
***
İşte Erzinli Hoca ile ilerleyen zamanlarda, bu konularla ilgili, bilgilerimiz çerçevesinde sohbetler yaptık.
Netice de birçok konuda, özellikle de “Önceliğimiz Türklük” başlığında tam bir mutabakata vardık diyebilirim.
Biz Türkler, Orta Asya’dan Anadolu’ya gelirken burayı yurt edinmek için gelmiştik. Burayı yurt edindik.
Orta Asya Ata Yurt, Anadolu ise Anayurt olmuştu.
Anadolu’suyla, uzantıları olan Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyi ile Azerbaycan ve Trakya ile hep birlikte, bu coğrafya, Türklerin vatanı olmuştu.
Bu vatanı korumak her Türkün asli görevi olmalıydı.
Buraların ötesine gidişimiz oraları yönetmek içindi.
Bu hususta bütün Türklerin aynı hassasiyete sahip olması ortak düşüncemiz olmuştu.
Erzinli Hoca, bundan sonra bana “Türkçü Hoca” diyebilirsin demiş ve benim de “Türkçü Hocam” olmuştu.
Daha önce de belirttiğim gibi “Türkçü Hocam” ile Üsküdar’da buluştuk. Geçmişi yâd ettik. Yaklaşık on yıldır görüşmüyorduk. Önceleri yaptığımız gibi particilik yapmadan, parti isimlerini anmadan ülke meseleleri ile ilgili görüş alış verişlerinde bulunduk.
Olmazsa olmazımız “Her Şey Türklük ve Türkiye için” anlayışıyla vedalaştık…