
ÖZLÜ CÜMLE
TÜRK-İSLÂM AHLÂK VE FAZİLETİ
Bülent Vedat AYDEMİR
İslâm Ahlak ve Fazileti, dört kelimeden oluşmuş bir sloganın çok çok fevkinde, derin anlamlara sahip dopdolu bir kavramdır.
Türklük Gurur ve Şuuru ile birleştiğinde, Türk milliyetçiliğini en mükemmel şekilde özetleyen bir özlü cümledir.
İlk defa rahmetli Başbuğ Alpaslan Türkeş tarafından dile getirilen ve Ülkücülerin düşünce dünyasının temelini oluşturan bu ÖZLÜ CÜMLEYİ Türkeş’in sözleriyle şöyle özetleyebiliriz.
Uzun ve şerefli bir geçmişi olan Türk Milleti’nin yükselişini iki unsurda gören Türkeş, Bu iki unsurun, maddi ve manevi unsurlar olduğunu belirtir ve bunu şöyle formüle eder: “Türklük gurur ve şuuru ile İslâm ahlak ve fazileti milletin kurtuluş ve yükselişinde temeldir. Bu mazide böyle olmuştur, gelecekte de böyle olacaktır.”
Türkeş’e göre din, “İnsanlara nasıl hareket etmelerini gerektiğini, birbirleriyle en iyi münasebetleri ne şekilde yürütebileceklerini ve mutluluk sağlama yollarını gösteren bir inanç sistemidir” “Din insanın ve toplumun ayrılmaz bir vasfı, bir ihtiyacıdır”. “inançsız insan bir kabuk; pusulasız ve dümensiz bir gemi gibi”dir.
Toplum için dinin lüzumuna ve önemine inanan Türkeş, “Türk Milleti’nin dinsiz yaşayamayacağını, dinin öğretilmesinin gerektiğini, öğretilme yerinin okullar olduğunu” belirtir.
Türkiye’nin içinde bulunduğu bunalımın sebeplerinin başında ahlaki buhranı ve toplumu saran manevi boşluk olduğunu ileri süren Türkeş; Türk Milleti’ni bu boşluktan kurtarmak için nesillerin manevi yönden güçlendirilmesi gerektiğini ileri sürer, kalkınmanın manevi temelini, iman ve ahlaka bağlar ve buna siyaset aracı olarak değil, samimi olarak inandığını şöyle ifade eder: “TÜRKLÜK GURUR VE ŞUURU İSLAM AHLAK VE FAZİLETİNE, OY TOPLAMA ENDİŞESİ VE SİYASET RİYAKÂRLIĞININ ÜSTÜNDE KALARAK SAMİMİYETLE BAĞLIYIZ.”
Türkeş’e göre “Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve fazileti, milletimizi meydana getiren manevi unsurların tam ve ahenk içinde birleşmesidir.
Maddi kalkınmamız ancak böyle bir yüce temel üzerinde yükselirse bir mana taşır, bir değer kazanır, milliyetsiz bir yükselmenin, ahlaksız bir kalkınmanın imkânı yoktur”
Burada Türkeş’in vurguladığı ahlak, fazilet ve adalet Türklüğün de, İslam’ın da temel ilkeleridir.
Türk-İslâm Ahlak ve Fazileti Türk Müslümanlığı olarak da adlandırılır.
Büyük mütefekkir, merhum Prof. Dr. Durmuş Hocaoğlu (Rahmet ve minnetle anıyorum) Türk Müslümanlığını şöyle özetler:
Türk Müslümanlığı, çok derinlikli, samimî ve toleranslı bir dinî hayat demektir.
Türk Müslümanlığı, ileri düzeyde ve dengeli bir peygamber sevgisidir.
Türk Müslümanlığı’nın bir başka alameti farîkası da, Rasyonel Düşünce’dir.
Durmuş Hocaoğlu’na göre, Rasyonel düşüncede Dünya aşağılanmamış, takdîr ve tebcîl edilmiş (yüceltilmiş), dünyevî ilimler de ilim olarak kabul edilmiştir…
İrrasyonel düşünce akımları ise Mantık ve Felsefe’ye karşı cephe açmışlar ve gayri meşrû ilân etmişlerdir…
Mantık ilmi Cüveynî ve Gazzâlî’nin gayretleriyle 11. yüzyılda ibra edilebilmişse de Felsefe aynı Gazzâlî tarafından şiddetle tekfîr edilmiş ve bu da İslâm dünyasına büyük zarar vermiştir.
İslâm dünyasında irrasyonel akımların zamanla bazı sosyal ve tarihî sebeplere binaen daha büyük bir ağırlık ve etkinlik kazanması İslâm dünyasının inkırazına yol açmıştır.
Özellikle 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı’da Eş’arî doktrininin Mâtüridî doktrininin yerine kaim olmaya başlaması, bir miktar ihtiyatla, aslında rasyonel zihniyetin yerine irrasyonel zihniyetin kaim olmaya başlaması olarak da okunabilir…
Türk Müslümanlığının bu yanının hem Türkler arasında ve hem de genel İslâm dünyasında etkisizleşmesi çok yazık olmuştur.(1)
Dinin ve Türk İslâm ahlakının öğretilme yerleri merdiven altı yerler, üç beş sarıklı hoca bozuntularının mekânları, aklı ve rasyonel düşünceyi, Hanefi/Maturidi geleneğini dışlayan çıkar amaçlı, tarikat görünümlü cemaatler olmamalıdır.
Sıkı bir şekilde denetlenemeyen, dün olduğu gibi günümüzde de ihanet şebekeleri üreten bu tarikat görünümlü cemaat adı altındaki çok sayıdaki dini yapılanmalar dikkatle incelenmeli, kontrol altına alınmalıdır.
Adı ayyuka çıkmış, ahlaksızlıkları manşetlerde sürekli yer alan malum vakıfların dinimizin ve Türk-İslâm ahlakının öğretildiği yer olmamalıdır ve bunların faaliyetlerine de son verilmelidir.
Ahlâksızların, yüce dinimizi ve Türk-İslam ahlakını anlatmalarına müsaade edilmemelidir.
Türk-İslâm ahlakından uzak/yoksun insanların, bu saydığım vasıfsız kuruluş ve yapılanmaların, dinimizi ve Türk-İslâm ahlakını yozlaştırmalarına müsaade etmemeliyiz; zira bazı iyi niyet sahibi insanlar bunlara değer veriyor, onları dinliyor /inanıyorlar… Son Fetö olayı bunun en belirgin örneğidir.
Buna son verilmelidir.
Din ve Türk-İslâm ahlak ve fazileti okullarda öğretilmelidir.
Türk milletinin geleceği Ülkücü geçlere, Ülkü Ocaklarında, aklı ve rasyonel düşünceyi ön plana çıkaran, Hanefi/Maturidi İslâm anlayışını anlatan eğitim seminerleri verilmeli, bu konularda yazılmış kitapların okunması sağlanmalıdır.
Yazımı Durmuş Hocaoğlu hocamızın cümleleriyle bitirmek istiyorum.
Tarih (ve kültür) bir sürekliliktir.
Akıyla, karasıyla, yaşıyla-kurusuyla;
Zaferiyle-mağlubiyetiyle,
İyisiyle-kötüsüyle; uzun, up-uzun bir zaman, geniş, gep-geniş bir coğrafya,
Fevkalâde renkli, çok sesli kültürüyle hepsi benimdir, hepsi bende’dir, ben hepsinden bir parçayım.
Hepsini kuşatırım, hepsini severim.
Ben, Oğuz Han’la Asya Bozkırlarını zapt ettim,
Kürşad Tekin ile Vey nehri kıyılarında vuruşarak öldüm;
Alparslan’la Anadolu’yu fethe çıktım,
Selâhaddin ile haçlılara karşı vuruştum;
Fatih oldum İstanbul’a girdim;
İbrahim oldum çıldırdım;
Kâh iki parça oldum Ankara’da Çaldıran’da kendi kendimi yedim;
Merzifonlu Viyana önlerinde mağlup olurken ben de oradaydım, onunla beraber ağladım, celladın kemendine ben de onunla beraber başımı tevekkülle uzattım;
Kanunî ile mesut ve muzaffer, I. Abdülhamid ile mey’us ve mağlup öldüm; III. Selim’de bendim, onu kılıçla biçen yeniçeri de.
Beni,
Plevne’de Gazi Osman Paşa,
Fergana’da Enver Paşa,
Dumlupınar’da Gazi Mustafa Kemal Paşa,
Kafkaslarda Şeyh Şamil,
Doğu Türkistan’da Osman Batur diye tanırlar.
Ben, Türk’üm:
Tarihin henüz bilinmeyen eski, çok eski devirlerinde İç Asya’da gözlerimi açtım;
Başımı taşlara vura-vura çalkalandım;
İslâm oldum şereflendim;
Müslüman-Türk oldum;
O diyar senin bu diyar benim, koştum durdum;
Hükmettim, hükmedildim;
Yendim, yenildim, piştim, süzüldüm ve Millet oldum.. (2)
Dipnotlar:
1-“Rasyonel düşünce için” bknz: Prof. Dr. Durmuş Hocaoğlu, “Türk Müslümanlığı” Köprü dergisi Sayı: 66 http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=427
2- Prof. Dr. Durmuş Hocaoğlu, “Türk Müslümanlığı”, Köprü dergisi sayı: 66