
Bülent Vedat AYDEMİR
Sayın Fethi Tevetoğlu’nun anlatımıyla “Mustafa Kemâl’in en yakın ve sevdiği gençlik, askerlik ve mücadele arkadaşlarından biri, onun büyüklüğünü ilk keşfeden sınıf arkadaşı: Şâir ve hatip; Milli mücadelemizde Türklüğe büyük hizmetlerde bunan kahramanlarımızdan Ömer Naci” beyin 1906 yılında Selanik’te, Vatan ve Hürriyet gizli cemiyet toplantısında yaptığı Konuşmasından;
“Mustafa Kemal!
Arkandayız, seni takip edeceğiz!
Ölümler, cellâdlar, işkenceler bile bizi bu azmimizden çeviremeyecektir.
Hürriyet verilmez, o ancak alınır.
Zulüm ve istibdad altında inleyen bu ma’sum ve biçare milleti kurtaracağız!
Yaşasın Hürriyet!”
Atalarımız bizlere yaşanacak bir ülke bırakabilmek için 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktılar!
Onlar, “Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları” Türk tarihinin devletle özdeşleşmiş müstesna kişilerindendiler!
Onlar, Türk toplumunu millet iradesi, hürriyet- bağımsızlık kavramı ve demokrasi anlayışı içinde bilinçlendirme ve yönlendirme gücüne sahip birer komutan, yüksek düzeyde birer devlet adamıydılar.
Onlar Türk milletinin geleceğini karartabilecek tehlikeleri görebilen uzak görüşlü vatanseverdiler!
Onlar, Bilge Kağan’ın ağzından dile getirilen ve “Türk“ adını taşıyan ilk Türk devletinin yeniden kuruluşunu hazırlayan kurtuluş mücadelesi gibi mücadele ettiler!
Onlar Tıpkı Bilge Kağan ve silah arkadaşları gibi Türk milletine derinden bağlıydılar!
Onlar, Bilge Kağan gibi Türk Milletinin geleceğini garanti altına almak için gerekli şartları oluşturdular.
Onlar, kurtuluş mücadelesini buradan başlattılar ve yedi düvelle mücadele ettiler!
Onlar, kanlarını dökerek gazi, canlarını feda ederek şehit oldular!
Onlar, yaşamak ve kendilerinden sonra gelen nesillerini yaşatmak için, ölümlerden korkmadılar; zulümlerden yılmadılar, kendilerinden sayı ve teknoloji bakımından daha güçlü olan azgın emperyalistlerle savaştılar…
Onlar, ülkü sahibi insanlardı; kendi çıkarlarını ve zevklerini düşünmediler!
Onlar, bu savaşı verirken sadece Türk milletine inandılar!
Onlar, Türk milliyetçileriydi; düşünceleri diğer ideolojiler gibi dışarıdan ithal edilmemişti.
Onlar, üç bin yıllık tarihi tecrübemizden oluşan ve tamamen yerli ve milli olan, bizim olan millî düşünceyle hareket ettiler.
Onlar, Türk’tü!
Onlar, bu ülkü etrafında işlerini yaparken gönülden ve inanmış bir yürek ile yaptılar.
Onlar, yabancı milletlere av olmadılar, zira milli benliklerini biliyorlardı.
Onlar, bazıları gücenecek diye milli çıkar ve düşüncelerini söylemekten asla çekinmediler.
Onlar, Türk milletinin istek ve çıkarlarına göre hareket ettiler ve cumhuriyeti kurdular.
Onlar, yaptıklarının karşılığı olarak takdir edilmeyi beklemenin bencillik olduğunu gayet iyi biliyorlardı.
Çünkü onlar, Türk milliyetçileriydi; milletine bir hizmet yaparken, bunu beğenilmek için değil, görev bildikleri için yaptılar.
Daha da önemlisi, yaptıkları hizmetin, adı sanı bilinmeyen ve toprak altında yatan binlerce şehitlerin yaptıklarının yanında pek küçük kaldığını biliyorlardı.
Onlar, Türk milliyetçileriydi; onlar yükselmek için değil, Türk milletini yükseltmek için mücadele ettiler.
Hepsinden Allah Razı olsun!
Ruhları şad, mekânları cennet olsun!