
3 MAYIS YAKLAŞIRKEN…
TÜRK TÜRKLÜĞÜNÜ, YÜCE YARADAN DA TÜRK’Ü KORUSUN!
Bülent Vedat AYDEMİR
Türk, her zaman ve her yerde “güçlü olmak” mecburiyetindedir.
Güçlü olabilmek için Türklük şuuruyla hareket etmek gerekir!
Bu şuur yok ise güç de yok demektir!
Türk ya güçlü olur, ya da yok olur! Çünkü Türk demek güçlü demektir!
Güçlü olabilmek içinde liyakat sahibi, ülkede birlik ve beraberliği sağlayacak;
En önemlisi de EVELEYE-GEVELEYE değil;
Osmanlı’nın devşirdiği “Türkümsü Türkler” gibi değil,
Makam ve servetin elden gitme tehlikesi oluştuğu zaman Türklüğünü hatırlayanlar gibi değil,
Her zaman her hal ve şartlar altında göğsünü gere gere “BEN TÜRK’ÜM” diyen “TÜRKOĞLU TÜRKLERİN” işbaşına ve yönetim kadrolarına getirilmesi elzemdir.
3 Mayıs 1944 Atatürk’ün başlattığı, ancak devrin iktidarının unuttuğu, unutturmaya çalıştığı bu düşüncenin yeniden zihinlere nakşedilmenin başlangıç tarihidir.
Ey Türk!
Bizde yükselecek güç var; yeter ki gerçek ile sahteyi, gerçek ile sahte aydını, gerçek lider ile “fareli köyün kavalcılarını”(*) ayırt edebilecek bir bilinç ve şuura sahip olalım; gücümüzü keşfedelim ve irademizi harekete geçirelim.
Ey Türk!
Şunu unutma!
Beyinleri küçülmüş insanlarla büyük ideallere ulaşmak hayaldir!
Büyümek istemeyen milletlerde küçülmeye mahkûmdur!
Ey Türk!
Sende çok iyi biliyorsun ki, “yükselmenin hududu” yoktur!
Daha da yükselmen ve büyümen için, tarihteki ihtişamını devam ettirebilmen için daha çok, daha da çok bilgiye sahip olmalısın!
Unutma bilginin de sınırı yoktur.
Bilgi kudrettir ve bilgisizlik ise karanlığı (bilinmeyeni) taşlamaktır: kişiler gibi toplumlar da bilmedikleri karşısında peşinen mağlupturlar: yere düşmek, yerlerde sürünmek istemiyorsan daha çok, daha da çok oku; daha çok oku ve daha çok bilgiye sahip ol!
Bilime ve bilgeliğe büyük değer veren büyük bilge Türkistanlı Yusuf has Hacib aynı zaman da bir siyaset ahlakı eseri olan Kutadgu Bilig’de; “Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için, pek çok fazilet, akıl ve bilgi lazımdır” (Kutadgu Bilig- B:281) demektedir.
Bilge Kağan ise Türk milletinin mutluluk ve felâketinden dış güçlerin değil, sadece kendisinin sorumlu olduğunu, beyler bilgili, kudretli, akıllı ve âdil oldukları takdirde bir endişe olamayacağını ileri sürer.
Şeyh Edebâli, Türk gençlerini tekkesinde toplayıp onları okumaya ve öğrenmeye yönlendirmesiyle bilinir. Bir gün Orhan Gazi dedesi Şeyh Edebâli’ye, “Dede, sen gençleri hep medreseye topluyorsun.” deyince Şeyh Edebâli Orhan Gazi’ye “Oğul, sana vasiyetim olsun. İlmi Türk’ten gayrisine verme! Sonra devletin yıkılır.” öğüdünde bulunur.
Ülkü Yolu’nun yiğit evlatları, Ülkücüler;
Başbuğ Alpaslan Türkeş’in en büyük hedefinin “Türklük gurur ve şuuruna sahip, İslâm ahlak ve faziletiyle yoğrulmuş, İnan sevgisiyle dopdolu, İnsan haysiyetine hürmet gösteren; düşüncesinin merkezine Türklüğü yerleştirmiş, okumuş, bilgi yüklü ve donanımlı bir Türk gençliği oluşturmak” olduğunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın!
Ülkümün koç yiğitleri, değerli Ülküdaşlarım;
Türk merkezli düşünün, belleğinizin açılış şifresi “Her şey Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından” olsun.
Dokuz Işık’ın ilk üç ışığı: Milliyetçilik, Toplumculuk ve Ahlakçılıktır. Dördüncü Işık ise Ülkücülüktür. Ülkücü olabilmen için önce Türk milliyetçisi olacaksın, Türk toplumu için mücadele edeceksin, Türk-İslâm ahlakına yoğrulmuş olacaksın ki, Ülkücü gibi şerefli bir sıfatla buluşabilesin. Beşinci Işık ise İlimciliktir. Bu da demektir ki; Ülkücü ilim sahibi olmalıdır. İlim ise bilgiyle elde edilir!
Ey Türk!
Emperyalist güçlerin yayılma ideal ve hareketlerinin en önemli parçası Osmanlı (Türk) İmparatorluğu idi.
Bu güçler yüzyıllar süren bir mücadeleden sonra Osmanlı’yı güç ve takatten düşürdüler ve dağılmasına sebep oldular: ama Türkleri ve Türkiye’yi hiçbir vakit sömürgeleştiremediler: hâkimiyetleri altına alamadılar.
Bu saldırgan, eski emperyalist yeni küreselciler, hain emellerinden de asla vazgeçmediler!
Hala meydan okuyorlar; türlü entrikalarla karşımıza çıkıyorlar!
Hâkimiyet kuramadıkları Türkleri ve Türkiye’yi bu sefer “tahakküm” altına almak istiyorlar!
Ey Türk!
Bu vahşileşmiş Batı’nın meydan okumalarına karşı ne yapmalıyız, neler yapabiliriz diye kendi kendine sor!
Aslında bu sorunun cevabı hiçte zor değil!
Onların güçlerinin kaynağını ve sınırlarını gayet iyi bilirsen, kimlerle nasıl boğuştuğunu anlayabilirsin.
Bunun içinde daha çok bilgiye ve birikime sahip olman gerektiğini anlarsın.
Daha çok, daha geniş ve kapsamlı bir bilgi birikimiyle, kazanımlarla öne geçebilirsin.
Mevcutla yetinmemelisin; “niçin böyleyiz, nasıl onlardan daha iyi olabiliriz” sorularını devamlı soran bir zihniyetle hareket etmelisin.
Bizim de onların da hali hazır vaziyetleri iyi bilinmektedir.
Öne geçmenin tek yolu onlardan daha iyisini yapmanın bilincinde olmaktır.
Unutma “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur”
Bizde her şey var!
Bizim onlardan hiçbir şeyimiz eksik değil!
Bunlarla bilinçli ve şuurlu bir mücadeleye girişelim; gücümüzü keşfedelim ve irademizi harekete geçirelim!
Ey Türk;
Atam Bilge Han nutkunda; Bilgisiz, ülküsüz, kötü kağanlarla ülkede huzur olamayacağını söylemiş; beyler bozulunca yöneticilerin de bozulacağını, nihayetinde milletin de bozulacağını; herkesin geçimsiz, uygunsuz, uyumsuz ve hak tanımaz olacaklarını; kurnaz, fitneci, ikiyüzlü, hileci düşmanların fırsat bulacaklarını ve kardeşi kardeşe düşüreceklerini tek tek anlatmış!
Atam Bilge kağan nutkunda devamla; bu düşmanların Türk beyleriyle milletin arasını fesatlarla açtıklarını, kurdukları hile ve düzenle Türk devletini yıktıklarını, hatun olması gereken Türk kızlarını cariye ettiklerini. Türk beylerinin, Türk adını bırakıp düşman adları aldıklarını, düşman kağanlarına itaat edip, düşman saraylarında kaldıklarını, elli yıl düşmana hizmet edip onlar için çalıştıklarını, varlıklarını ve ülkelerini düşman hakanlarına teslim ettiklerini bir bir anlatmış!.
Nihayet acılar içinde kıvranan Türk milleti, devletini hatırlamış, hani benim ilim, ülkem diye? Ayağa kalkıp fırlamış ve tekrar devletini kurmuş.
Atam Bilge Han nutkunun son bölümünde şu tavsiyelerde bulunur!
Ey Türk Milletinin beyleri, sözlerimi iyice işitin, dinleyin!
Milletimle iyi ilgilenin! Onları eğitin ve kötülükleri önleyin.
Kalkındırın, yüceltin,!Sakın ola ki, milletimi incitmeyin!
Ona sıkıntı vermeyin, eza, cefa etmeyin, kenara itmeyin!
Milletimi sıkmayın, sıkıştırmayın, Milletime yük olmayın!
Üzerinden ağır yükleri kaldırın! Onlara bahane bulmayın.(**)
Ey Türk!
Rahmetli H. Nihal Atsız’ın “Ülküsüz millet, şuursuz insan gibidir.”sözünüzü asla unutma!.
Türkçülük mefkûresi vazgeçilmez ülkümüzdür.
Türkçüler… Bazen kabuklarına çekildiler, bazen yalnız kaldılar, ama genellikle okudular, muhakeme ettiler: Türk merkezli bir düşünme yeteneğine ve mantığına sahip olarak, ülke seviyesine göre bilgili insanlar oldular.
Hak bildikleri yolda yalnız kalmış olsalar dahi ilerlemekten vazgeçmediler!
Türkçülük bayrağını yükseltenler yoruldukça, yıprandıkça, düştükçe o bayrak, bir adım geriden gelenler tarafından kavranıldı ve Türkçülük ordusu, bir çığ gibi büyüyerek hep ileriye, büyük ülküye, Kızıl Elma’ya doğru yürüyüşünü devam ettirdi!
Bir iman ve irade işi olan Türkçülüğün içinde imanı zayıf, karakteri çürük olanların işi yoktur.
Türkçülerin yapacağı hareketlerin başında hepsinin, kendi meslek alanında çalışarak yükselmesi gelir.
Her Türkçü kendi mesleğinin en yüksek derecesine veya rütbesine erişebilmek için ciddi ve sistemli şekilde çalışmalıdır.
Başarı gösteremeyenler bezginliğe kapılmamalı, gerekirse meslek değişmeli, kendilerinden ümit kesenler arkadaşının yükselmesine yardım etmelidir.
Ey Türkçü!
Türkçülük şerefli ve kut almış bir yoldur/yolculuktur!
Bu yolda yürümekten asla vazgeçme; bıkmadan, usanmadan, ümitsizliğe kapılmadan yoluna devam et!
Devam et; zira bütün Türk dünyasından binlerce-on binlerce-yüz binlerce- milyonlarca Türkçü emin adımlarla bu kutlu yolda yürümektedir!
Bu kutlu yolda/yolculukta yüce yaradan yar ve yardımcın olsun!
Türk Türklüğünü, yüce yaradan da Türk’ü korusun!
(*) (fareli köyün kavalcıları) ifadesi Prof. Dr. Durmuş Hocaoğlu’nun “Ey Türkler” başlıklı yazısından alıntıdır.
(**)Bilge Han’ın Kitabesini günümüz Türkçesiyle şiir halinde bizlere sunan Sayın Yusuf Tuna’ya teşekkür ederim.